4 Temmuz 2008 Cuma

İZMİR

KENT MERKEZİNDE GÖRÜLECEK YERLER
İZMİR KENT MERKEZİNİN KÜLTÜR VE TURİZM DEĞERLERİ
1-İZMİR ATATÜRK MÜZESİ
Kordon’daki 248 numaralı iki katlı yapı 1862 yılında halı tüccar Takfor tarafından yaptırılmış bir konak. Tarihi bina 1927 yılında Belediye tarafından Mustafa Kemal Atatürk’e armağan edilmiş. Atatürk İzmir’e geldiği zaman bu evde kalmış, çalışmalarını burada sürdürmüş. 1941 yılında müzeye dönüştürülen bina geçtiğimiz yıllarda restore edildi.
Atatürk Müzesi'nin bulunduğu üst katta, tablolar, büyük boy aynalar, vestiyer, mobilya ve bronz döküm saat salonu yer alıyor. Salona açılan soldaki odalar Atatürk'ün banyosu, yatak odası, çalışma odası, kütüphane, misafir odası, yaver odası ve yemek odası olarak düzenlenmiştir.
2-ATATÜRK ANITI
Cumhuriyet Meydanı’nda büyük önderimiz Atatürk’ün “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri” komutunu taşıyan anıt, İtalyan heykeltıraş Pietro Canunica tarafından 1933 yılında yapılmıştır. Atatürk’ün üniforması ile bir at üzerinde tüm heybeti ile gösterir. Kaidesindeki milli mücadele kabartmaları görülmeğe değerdir.
3-KÜLTÜR ve TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ
1891’de kurulan İzmir Ticaret Borsası, 1919’a kadar yapıda etkinliğini sürdürmüş, işgalden sonra 1921’de ise Yunan Milli Bankası’nın kullanımına ayrılmıştır. 1922’den sonra İzmir Merkez Postanesi ve Paket Postanesi olan yapı, halen İzmir Kültür ve Turizm Müdürlüğü hizmet binası olarak kullanılmaktadır.
İzmir’deki 19.yüzyıl başı kâgir mimarisinin tipik bir örneği olan yapının özellikle dövme demir parmaklık ve korkulukları ile kapı saçağı Art Nouveau stilindedir.
4-KONAK PİER (ESKİ GÜMRÜK BİNASI)
19.Yüzyılda Fransızlar, sahil şeridinin darlığı ve gemilerin kıyıya yanaşamadığını öne sürerek, Sadrazamdan dolgu izni alır. Basmane Garı’nın denize bağlandığı noktayı gümrüklü mal depolama alanı olarak kullanmak üzere doldurulur. Taş söveleri, çatı parapeti, bina aksındaki süslemeleri, dairesel yontulmuş köşe taşlarıyla, özenli bir cephesi bulunan, katlı gümrük binası 1854 yılında tamamlanmıştır. 1905-1913 tarihlerinde deniz bir kez daha doldurularak Belçika’da üretilerek gemilerle İzmir’e getirilen fort döküm dairesel kolonlar,u profil kolonlar ve çelik profil çatı makaslarının kullanıldığı büyük hol eklenmiş ve yapı bugünkü halini almıştır. Çelik strüktür elemanlarının geometrik formlarında görülen benzerlikler nedeniyle, Gustave Eiffel ekolüne ait olabilecekleri düşünülmektedir. Yapı Günümüzde alışveriş merkezi olarak kullanılmaktadır.
5-YALI (KONAK) CAMİ:
Konak Meydanında, çinileri ve sekizgen planıyla dikkatleri çeken, İzmir’in en zarif camilerinden Yalı (Konak) Cami, Mehmet Paşa kızı Ayşe Hatun tarafından 18.yüzyılda yaptırılmıştır. Firuze çinilerle süslü cami adeta Konak Meydanı ile özdeşleşmiştir.
6-HÜKÜMET KONAĞI
1868-1872 yılları arasında yapılmış olan Hükümet Konağı Türklerin ulusal bağımsızlık savaşı olan Kurtuluş savaşında çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü 9 Eylül l922’de Türk ordusunun İzmir’e gelmesiyle Hükümet Konağına çekilen Türk bayrağı aynı zamanda İzmir’in kurtuluşunu simgeler.
7-SAAT KULESİ
1901 yılında Sultan Abdülhamit’ in tahta çıkışının 25.yıldönümü nedeniyle Sadrazam Küçük Sait Paşa tarafından yaptırılmıştır. Son derece zarif görünümüyle Konak Meydanını bir inci gibi süslemektedir. Teras yükseldikçe incelen sivri kemerleri, kubbecikleri, mukarnas işçiliği ve geometrik figürlerle donatılmış olan taş işçiliğinin dantele gibi bir zarafet içinde Saat Kulesi’ni çevrelemesi, oldukça zengin bir görüntü oluşturmaktadır. Kulenin saati Alman İmparatoru II.Wilhelm tarafından armağan edilmiştir. İzmir‘in sembolü olarak kabul edilen Saat Kulesi‘nin altında bulunan odanın dört köşesinde çeşmeler bulunmaktadır.
8-İZMİR ARKEOLOJİ MÜZESİ
Üç katlı müzenin Üst Kat Salonu’nda İzmir çevresindeki ören yerlerinde yürütülen kazılardan arkeolojik buluntular sergileniyor.
Aynı kattaki Hazine Salonu’nda Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait altın, gümüş ve değerli taşlardan yapılmış süs eşyaları, cam eşyalar, sikkeler ve bronz Demeter heykeli görülebiliyor.
Orta kat (giriş kat) mermer eserlere ayrılmış. Arkaik Dönem’den Roma Dönemi sonuna kadar heykeller, büstler, portre ve mask gibi mermer eserler sergileniyor.
9-İZMİR ETNOGRAFYA MÜZESİ
Arkeoloji Müzesine bitişik 19. yy’da yapılmış Neo Klasik yapıdadır. Yapı 1831 yılında vebaya yakalanan hastalara, 1845 yılında yoksul Hıristiyan ailelerine tahsis edilmiş. Kesme taşlardan yapılan bina restore edilerek 1988 yılında müze olarak kullanılmaya başlandı.
İzmir ve çevresindeki XIX. yy. sosyal yaşamından eserler sergilenen müzenin birinci kat teşhir salonunda misafir odası, hamam takımları, el işlemeleri, efe giysileri ve aksesuarları, kentin ilk Türk eczanesi (İttihat Eczanesi) ile nalıncılık, keçecilik, nazar boncuğu yapımı, çömlekçilik, tenekecilik gibi ürünlerin yapılış şekilleri, deve güreşleri fotoğrafları sergilenmektedir.
İkinci kat salonunda gelin odası, oturma odası, sünnet odası; mutfak, gelin başları, Osmanlı sikkeleri, elyazması kitaplar ve yazı takımları; Osmanlı savaş araçları ile bölgeye ait kilim, halı, heybe ve benzeri dokumaları sergilenmektedir.
10-ASANSÖR
Mithatpaşa Caddesi ile Halilrıfatpaşa semti arasındaki yükselti farkından dolayı, iki semt arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak amacı ile 1907 yılında Musevi işadamı Nesim Levi tarafından bir asansör inşa edilmiştir. 51 m.’lik yükseklikte yer alan Halilrıfatpaşa semtine 155 basamaklı merdivenle çıkılıyordu. Buraya inşa edilen asansör kulesi ile iki semt arası birleştirilmiştir. Bu kulede iki asansör bulunmakta, bunlardan soldaki buharla, sağdaki ise elektrik ile çalışmaktaydı.1985 yılında gerçekleştirilen restorasyonla her iki asansör de elektrikle çalışır duruma getirilmiştir. 1992 yılında restore ettirilen tarihi asansör kentin önemli bir turistik durağıdır. Asansör'ün girişindeki Dario Moreno Sokağı'nın iki yanındaki sakız evleri de bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Üst terasta mevcut kafe ve restoran ziyaretçilere eşsiz bir körfez manzarası sunar.
11-İZMİR MİLLİ KÜTÜPHANE ve ELHAMRA SİNEMASI
Türkiye’nin Milli adını taşıyan ilk Kütüphanesi olan İzmir Milli Kütüphanesi, İttihat ve Terakki Fırkası’nın çabalarıyla,1912 yılında okumuş, kültürlü Türk gençlerinin yetiştirilmesi amacıyla, Beyler Sokağı’ndaki Salepçizade Konağı’nın selamlık bölümünde hizmete girmişti. Bugünkü binasının yapımına 1922’den sonra başlayarak, 1926 yılında Elhamra Sineması tamamlanarak hizmete açılmış, kütüphane binası ise 1933 yılında tamamlanabilmiştir.
12-KEMERALTI
Mezarlıkbaşı semtinden Konak Meydanı’na kadar uzanan bölgeyi içine alan ve her köşesi buram buram tarih kokan Kemeraltı Çarşısı yüz yıllardır İzmir’in en canlı alışveriş mekânıdır. İlk yapıldığı yıllarda çarşı, kısmen tonozlu, kiremit örtülü, yan sokakları ve arastalarıyla bir kapalı çarşı görünümündeydi ve Kemeraltı adını da bu özelliğinden almıştır.
Eskinin gizemli tonoz ve kubbeli dükkânlarının sayısı oldukça azalsa bile, modern iş merkezleri, mağazaları, aktarları, baharatçıları, sinemaları ve kafeteryaları ile sokakları günün her saati canlı, her türlü alış-verişin yapılabileceği bir merkez görünümündedir. Bu kapalı ve açık mekânlardan oluşan çarşıda geleneksel Türk el sanatlarından modern hediyelik eşyalara, seramiklerden ahşap ürünlere, halı ve kilimlerden deri ürünlere kadar her türlü ürünün her çeşidini bulmak mümkündür.
13-KEMERALTI CAMİİ
Yusuf Çavuşzade Ahmet Ağa tarafından 1671 yılında yaptırılan camii İzmir’deki eserlerin en önemlilerinden biridir. İbadet mekânı tek kubbeli ve kübiktir. Minaresi batıda olan caminin etrafında medrese, kütüphane ve sebil vardır. Caminin alçı süslemeleri dikkat çekicidir.
14-SALEPÇİOĞLU CAMİ
Salepçizade Hacı Ahmet Efendi tarafından 1906 yılında yaptırılan camiinin büyük bir kubbesi vardır. Dış duvarları mermer ve yeşil taşlarla örülmüş altı bölümlü Salepçioğlu Camii'nin ince yapılı zarif bir mimarisi vardır. İzmir’in en nadide camileri arasında yer almaktadır.
15-BAŞDURAK CAMİİ
Duvarları taştan minberi mermerden olan Başdurak Camii 1652 yılında Hacı Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Dükkân ve depoların bulunduğu bir alt yapı üzerinde yer alan Cami, tek kubbe ile örtülü, kare planlı harim ile kuzeyindeki son cemaat yeri ve batısındaki minareden oluşur.
16-ALİ PAŞA MEYDANI
Aynı adlı meydanda yer alan şadırvan Çeşmeli Ahmet Reşid tarafından 18–19.yüzyılda yaptırılmıştır. Mermerden yapılmış, sekizgen gövdeli bir yapıdır. Kubbe sekiz mermer sütun tarafından taşınmaktadır. Birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlanan sütunlar, şal ve çiçeklerle bezenmiş başlıklara sahiptir. Şadırvan 1894’de II. Abdülhamit tarafından onartılmıştır.
17-KESTANE PAZARI CAMİ
Kare mekân üzerine büyük bir kubbeyle etrafında 4 kubbeden oluşan cami 1667 yılında yapılmıştır. Son derece güzel olan mihrabın Selçuk’taki İsa Bey Caminden getirtildiği söylenmekte olup, taş işçiliği görülmeğe değer özelliktedir. Giriş kapısı üzerinde bir kitabenin yer aldığı Kestane Pazarı Caminin son cemaat yerinde üç kubbe bulunur.
18-HAVRA SOKAĞI
Havra Sokağı Kemeraltı’nın en hareketli bölgelerinden biridir. Cadde ismini bu alanda bulunan çok sayıdaki sinagogdan almıştır. Bu sinagoglar:
1. Sinyora (Giveret) : 927 Sokak No:77
2. Şalom (Aydınlıs) : 927 Sokak No:38
3. Algazi : 927 Sokak No:73
4. Bikkur Holim : İkiçeşmelik Cad. No:40
5. Etz Hayim : 937 Sokak No:5
6. Hevra (Talmut Tora) : 927 Sokak No 4/17
7. Bet İllel : 920 Sokak No:23
19-AGORA
İzmir’in Namazgâh semtinde bulunan Agora, mevcut görünümüyle Roma dönemine aittir. Agora antik dönemlerde politik toplantıların ve halkın alışveriş yaptığı bir yerdir. İzmir Agora’sı ticari olmaktan ziyade, bir devlet agorası görünümündedir.
1932–1941 yılları arasında yapılan ilk dönem kazılarla büyük bir bölümü ortaya çıkarılan İzmir agorasının, dikdörtgen formda, ortada geniş (120 x 180 m) bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır. Son dönemlerde yapılan kazılar sonucunda İzmir Agorasının bugüne kadar bilinen en büyük Agora olduğu ortaya çıkmıştır.
20-DÖNERTAŞ SEBİLİ
Anafartalar Caddesi ve 945 sokağın kesiştiği noktada bulunan Dönertaş Sebili, köşesindeki sütunun dönmesinden dolayı bu adı almıştır. Tek kubbeli kare planlı 19. yüzyıl başı yapısı olan sebilin Mermer kaplı cephesi, bitkisel motifler, manzara ve hat bezemeler ile süslenmiştir. Yapı, İzmir’in en güzel ve bakımlı sebillerindendir.
21- EMİR SULTAN TÜRBESİ
İzmir’in en eski tarihi mekânlarından olan ve Aydınoğlu Gazi Umur Bey’in komutanlarından Seydi Mükeremeddin Emir Sultan’ın mezarının da bulunduğu türbe, Namazgâh semti 951 Sokaktadır.
22-BASMANE OTELLER SOKAĞI
1296 Sokak üzerine yoğunlaşmış olan Oteller Sokağı 20.yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış konutların otele dönüştürülmesi nedeniyle önem kazanmaktadır. Oteller Sokağı, bitişik nizamlı, iki veya tek katlı ve bodrumlu yapılara sahiptir.
23-ŞADIRVAN CAMİ
1636 yılında inşa edilmiş cami ismini, yanında ve altında bulunan şadırvanlardan almıştır. 1815 yılında onarım görmüştür. Doğuda tek şerefeli bir minaresi ve batıda bir kütüphanesi bulunan caminin mihrap, minber ve vaaz yeri mermerden yapılmıştır.
24-KIZLARAĞASI HANI
Kızlarağası Hanı 1744 yılında Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılarak hizmete sokulmuştur. Osmanlı mimarisinin günümüze gelen, İzmir’deki nadir eserlerinden olan han, diğer Osmanlı Hanları gibi çarşılı ve avlulu hanlar düzenindedir. Kızlar Ağası Hanı 4000m2’lik kareye yakın dikdörtgen planlı, avluya bakan kısımları iki katlı, bedestenleri tek katlı yaklaşık 500m2’lik avlusu olan görkemli bir yapıdır.
1988–1993 yılları arasında restore edilerek günümüzde turistik bir çarşı olarak hizmete giren Kızlarağası Hanı’nda çok çeşitli el sanatları, her türlü hediyelik eşya, halı, kilim, gümüş takı, giyim eşyası, nargile ve malzemeleri, deri kıyafetler ve çarpıcı hediyelik eşyalar satışı yapan dükkânlar ile mistik havayı soluyarak çayınızı içebileceğiniz bir çayevi bulunmaktadır.
25-HİSAR CAMİ
Kemeraltı'nda, Kızlarağası Hanı'nın hemen bitişiğinde bulunan Hisar Camii, 1597 yılında Yakup Bey tarafından yaptırılmıştır. Kesme taşlardan inşa edilen camiinin içi, Osmanlı süsleme sanatının en güzel örneklerini sergilemektedir. Minaresi tek şerefeli olan Hisar Camii'nin ortasındaki büyük hacimli kubbe sekiz adet fil ayağı üzerinde durmaktadır. Yanlarda üçer büyük, daha geride üç küçük ve son cemaat yerinde de 7 tane küçük kubbesi bulunmaktadır. Sütun başlıkları ve diğer süslemeleri günümüze kadar bozulmadan gelmiştir. Hisar Camii, aynı zamanda İzmir'in en büyük camiidir.
26-ÇAKALOĞLU HAN
Kızlarağası Hanı'nın tam karşısındaki küçük bir kapıdan girilen Çakaloğlu, ziyaretçilerini bir anda yıllar öncesine götürür. Hanı boydan boya geçip diğer kapıdan sokağa çıktığınızda ise, duvarlarındaki sebil çeşmesi ile karşılaşırsınız. Sebilde; bir cami figürlü İzmir kabartmasının üstünde "Yedi Uyuyanlar Efsanesi" eski Türkçe ile anlatılmaktadır.
27-MİMAR KEMALETTİN CADDESİ
Cadde, adını Osmanlı döneminde ilk Mimar ve Mühendis Cemiyeti’nin kurucularından olan Mimar Kemalettin’den almaktadır. Cadde, 1922’den günümüze kadar gerçekleşmiş mimarlık eserlerinin bir açık hava sergisi özelliğini taşımaktadır. 2002 yılında yeniden düzenlenen Mimar Kemalettin Caddesi, bir moda merkezi olarak düşünülmüş ve yeni görünümü bu doğrultuda tasarlanmıştır.
28-ST. POLYCARP KİLİSESİ
St. Polycarp Kilisesi M.S. 155 yılında inancından dolayı Romalılar tarafından bugünkü Kadifekale yakınında bulunan stadyumda 86 yaşında şehit edilen St. Polycarp adına yapılmış olup, İzmir’in en eski kilisesidir. Yapımı 1625 yılına kadar uzanmaktadır. Osmanlı İmparatoru Sultan Süleyman'ın müsaadesi ve Fransa Kralı XIII. Louis'in iradesi ile inşaa edilmiştir. Yapının iç duvarlarında bulunan freskler görülmeye değerdir.
29-İZMİR TARİH VE SANAT MÜZESİ
Kültürpark'ta yer alan İzmir Tarih ve Sanat Müzesi üç ayrı bölümden oluşuyor. Girişte sağdaki bina, taş eserlere, ortadaki bina seramik eserlere ve soldaki bina da değerli eşyalara ev sahipliği yapmaktadır.
Taş eserler bölümünde İzmir ve yakın çevresindeki ören yerlerinden heykeller, kabartmalar sergileniyor. Agora'da gün ışığına çıkartılan Demeter, Poseidon, Artemis heykel grubu görülmeye değerdir.
Seramik eserler bölümünde ise, başta Smyrna Tepekule höyüğü olmak üzere, İzmir çevresindeki prehistorik yerleşimler Baklatepe, Kocamıştepe, Pınartepe ve Limantepe’den buluntular ve seramik parçaları sergilenmektedir.
Değerli Eserler Bölümü’nde Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait altın, gümüş ve değerli taşlardan yapılmış süs eşyaları, cam eşyalar, sikkeler bulunmaktadır.
30-KADİFEKALE
İzmir merkezde körfeze hâkim bir noktada kurulmuş olan Kadifekale M.Ö. 3 yy.da Büyük İskenderin talimatı ile Generallerinden Lysimachos tarafından inşa edilmiştir.
Kenti taç gibi süsleyen Kadifekale ilk yapıldığı dönemdeki özellikleriyle günümüze dek ulaşamamıştır. Kale Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde de kullanıldığı için bu dönemlerde geçirdiği onarımların izlerini taşımaktadır. Kalenin etrafı bugün modern yerleşim yeri ile çevrili olmasına karşın Helenistik ve Roma dönemine ait sur duvarları görülebilmektedir.
Deniz seviyesinden 186m.yükseklikte kurulan Kadifekale 6 kilometrelik bir alan üzerinde yer almaktadır. Doğu ve Güney duvarları tamamen yıkılmış olan kalenin Kuzey ve doğu duvarları ile beş kulesi ayakta kalmıştır. Kulelerin yüksekliği 20-35m.dir. Kale içinde Bizans Dönemine ait kemerli büyük bir sarnıç ve bir mescit kalıntısı bulunmaktadır.

ANTALYA

ANTALYA
Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden biridir. Turizm, il ve kent merkezi ekonomisini belirler. Antalya aynı zamanda, Türkiye'nin büyük ölçekli göç alan kentlerinden biridir.
Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye'nin en önemli Turizm Merkezlerinden biri olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak yarışmaları vb. etkinliklere, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.

GEZİLMESİ GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER
ALANYA KALESİ
Alanya Kalesi zamanımıza kadar korunan tek Selçuklu kalesidir. 1225 yılında Roma Kale kalıntılarının yerine Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yeni bir kale yaptırılmıştır. 83 kule ve 140 burca sahip , üç sıra surlarla çevrili olan kale bütün olarak iç ve dış kale bölümlerinden oluşur. Aya Yorgi Kilisesi, Kanuni Sultan Süleyman Camii, Akşabe Sultan Türbesi Selçuklu Hamamı, Arasta, Bedesten, Sitti Zeynep Türbesi, Sultan Alaaddin Sarayı, irili ufaklı sarnıçlar, deniz feneri ve zindandan oluşan kale bir tarih hazinesidir.

KÖPRÜLÜ KANYON
Ulaşım: Akdeniz Bölgesinde, Antalya ili,Manavgat ilçesi sınırları dahilinde yer alan Milli Parka Antalya'nın 49. km ayrılan bir yol ile gidilir.Bu yol Akdeniz sahillerinden ayrılıp Taşağıl'dan geçip Beşkonak'a ulaşır.
Özelliği: Milli Parkın rekreasyonel dokusunu Köprü ırmağı teşkil eder. Bu ırmağın değişken karakteri rafting sporu için ideal alanı yaratır.Ağaçlarla gölgelenen nehir kenarında günübirlik ve kamp kullanma alanları Milli Parkın en önemli aktivitelerini teşkil eder.
Bölgenin kil, kumtaşı, konglemera ve kalker kayaçlarından meydana gelen jeolojik yapısı karstik yer şekillerinin oluşmasına imkan sağlamaktadır. Milli Parkın ana kaynağını oluşturan Köprü Irmağının, Bolasan Köyü ile Beşkonak arasında meydana getirdiği yarma vadi,14 km uzunluğu ve 100 m.yi aşan duvarlarıyla ülkemizin en uzun kanyonudur.
Milli Parkta vadi tabanlarından,dağların çıplak doruklarına doğru çam, selvi, sedir ve çok sayıda yapraklı ağaç türlerinden meydana gelen bitki örtüsü zengin maki topluluğu ile desteklenmektedir. 400 hektarlık saf Akdeniz selvisi ormanı, flora özelliklerinin en önemli ve en belirgin alanıdır.
Milli Parkın yaban hayatının listesinin oldukça geniş olmasına rağmen usulsüz avlanmalar sonucunda türler azalmıştır. Yaban hayatının belli başlı üyeleri;geyik,dağ keçisi, ayı, tilki, kurt, tavşan, sansar, porsuklardır. Köprü kollarında bol miktarda alabalık bulunmaktadır.

Görülebilecek Yerler: Milli Park tabii güzellikleri kadar, zengin kültürel kaynağa da sahiptir. MÖ 5. yüzyılda kurulmuş antik Selge şehrinin tiyatrosu, agorası, Zeus ve Artemis tapınakları, sarnıçlar, su kemeri, Köprü ırmağı ve Kocaçay üzerinde bulunan Oluk ve Büğrüm köprüleri ile Selge'yi Pamphlia sahil şehirlerine bağlayan taş kaplamalı tarihi yolu şehrin kalıntılarının en çarpıcı örnekleridir. Rekreaktif öneminden dolayı Köprü ırmağı da görülebilecek yerlendendir.

Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Parkın rekreasyonel dokusunu köprü ırmağı teşkil eder. Bu ırmağın değişken karakteri çeşitli su sporlarına imkan sağlamaktadır. Irmak rafting sporları için ideal alandır. Ağaçlarla gölgelenen nehir kenarındaki günübirlik ve kamp kullanma alanları Milli Parkın en önemli aktivitelerini teşkil eder. Ayrıca ziyaretçilerin yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayabilecek tesisler de mevcuttur. Çadır ve karavanla konaklama Milli Park içerisinde yapılabilir.


KURŞUNLU ŞELALESİ
Konum: Akdeniz Bölgesinde Antalya ili merkez ilçesi sınırları içerisindedir.Ulaşım: Tabiat Parkı Antalya'dan 22 km. uzaklıktadır. Parka Antalya-Aksu karayolunun Soğucaksu köprüsünden kuzey istikametine ayrılan 8 km.lik bir yol ile ulaşılır.Özelliği: Sağlıklı orman dokusu ve zengin bitki topluluğu örneklerinin ilgi çekici su ve kaya formlarıyla bütünleştiği eşsiz bir doğal peyzaj özelliğine ve önemli özelliğini meydana getiren Kurşunlu Şelalesi'ne sahip olması nedeniyle 394 hektarlık bölümü 1991 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır.
Kızılçamın hakim olduğu alanda yer yer tek veya küçük gruplar halinde doğu çınarı, defne, harnup, yabani zeytin, sakız ağacı, sögüt ve incir ağaçları bulunmaktadır. Mersin, alıç, zakkum, böğürtlen, yabani gül, sütleğen, ılgın, ladin, kermes meşesi, kekik, yabani nane, kayıt, eğrelti ve sarmaşıklan alt florayı meydana getirir. Su bitkilerinden ise (su üstü) topalak, su nanesi, kamış(su içi) su avizeleri, iplikli yeşilalgler, (yüzer bitki) nilüferleri görmek mümkündür.
Yabandomuzu, tilki, tavşan, sincap, yarasa, ibibik, ağaçkakan, üveyik, sazan, su kaplumbağası, yılan ve kertenkele Tabiat Parkının faunasını oluşturur.Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Nisan-Aralık ayları arası parkı ziyaret için en uygun dönemdir. Günübirlik piknik, doğada yürüyüşler ziyaretçilerin yapabileceği uğraşılar arasındadır. Tabiat Parkı içerisinde ziyaretçilerin yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayacakları tesis mevcuttur.

KIZIL KULE

Kızıl Kule adını alt ve üst kısımlardaki kesme taşlardan alan Kızıl Kule 1226 yılında yapılmıştır. Bugün bile sapasağlam ayakta duran kulenin doğu cephesi ile batı cephesi arasındaki oturduğu yerin konumu nedeniyle, 2m.lik bir yükseklik farkı vardır. Sekizgen şeklindeki kule beş katlıdır. Zemin katın ortasından yukarı doğru, beşinci kata kadar yükselen bir bölüm bulunmaktadır. Su sarnıcı görevini üstlenen bu bölüm kulenin omurgası durumundadır. Zemin kat etnografik müze olarak hizmet vermektedir

DAMLATAŞ MAĞARASI

Damlataş mağarası Alanya şehir içinde ve deniz kıyısında bulunmaktadır. Merkeze 3 km. dir.Toplam Uzunluğu 30 m. olan mağara kuru, yatay mağara tipindedir. 200 m'.lik bir alanı kaplamaktadır. Çok sayıda sarkıt ve dikitin eşsiz bir görüntü verdiği mağara 15 m. yüksekliktedir. Karbondioksit gazı, yüksek ölçüde nem, düşük ısı ve radyoaktif havasıyla astım hastaları için son derece yararlıdır. Bu nedenle astım hastaları mağaranın en yoğun ziyaretçi gruplarını oluştururlar. Mağaradaki sarkıt ve dikitlerin İ.Ö. 20.000-15.000 yılları arasında meydana geldiği sanılmaktadır.

MUĞLA




MUGLA -
Tatil Yöreleri Marmaris Bodrum Datca vs.Ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden birçogunun bagli oldugu ilin merkezi Mugla daha çok ilçelerine gidilip gelinirken "içinden geçilen bir yerdir" tatilciler için. Geziyi daha çok denizle es tuttugumuzdan midir nedir, deniz kiyisinda olmayip da turist yogunlugu olan yöremiz pek azdir. Bu da anlasilabilir bir sey ya biz gene de Mugla’ya en az bir gün ayirmanizi önerecegiz.


TARİHÇE
Karya yöresinin en eski kentlerinden biri olan Mugla'da Gökova, Bodrum, Marmaris, Datça, Köycegiz, Fethiye gibi ülkemizin en önemli turistik yerleri bulunur. Bu bölge tarih ve dogal güzellik açisindan sayfalara sigmayacak zenginlikler tasir. Bodrum'un her yerinde bulunan Halikarnassus kentinin kalintilari ve Bodrum'un tarifsiz güzellikteki Akvaryum, Bitez Koyu, Gümüslük, Turgutreis, Datça'daki Afrodit Tapinagi, Fethiye'de bulunan ''Tanri'nin insanlara bagisladigi cennet'' Ölüdeniz, Xanthos, Letoon, Patara antik kentleri, Köycegiz' deki Dalyan Deltasi, çam ormanlariyla kapli daglarin kumsallarla ve billur gibi bir denizle bulustugu Marmaris Mugla'nin zenginliklerinin yalnizca birkaçidir.GENEL BILGILER - Yüzölçümü: 13.338 km.² / Nüfus: 562.809 (1990) / Ilçe sayisi: Mugla (merkez), Bodrum, Dalaman, Datça, Fethiye, Kavaklidere, Köycegiz, Marmaris, Milas, Ortaca, Ula, Yatagan. ÖNEMLI YERLER : Gökova, Kizildag, Uslu Koyu, Katranci Koyu, Küçükkargi, Degirmenbasi, Ölüdeniz, Gemiler Koyu, Oyuktepe, Çabucak, Günnücek, Çetibeli, Bucak, Pamukcak ve Asi Iskelesi Orman Içi Dinlenme Yerleri, Bargylia, Halikarnas, Herakleia, Latmos, Iassos, Köycegiz (Kaunos), Keramos, Knidos, Milas (Mylasa), Labranda, Letoon, Pinara, Telmessos ve Tlos Ilkçag Knet Kalintilari, Gümüskesen Aniti, Beçin ve Bodrum Kaleleri, Milas ve Mugla Ulucamileri, Ahmed Gazi Medresesi, Kursunlu, Seyh, Pazar Yeri, Sahidi, Mustafa Pasa, Tepecik, Haci Ilyas, Firuz Bey, Aga ve Belen Camileri, Kadizade Köprüsü, Bodrum, Fethiye ve Milas Müzeleri. KAYNAK : http://mugla.meb.gov.tr/mugla.aspKÜLTÜR : Kentlerin gelisimi, bölge uygarliklariyla etkilesimi, mimarlik ve sanat.Bölge ekonomisinin en önemli zenginligi Büyük Menderes vadisinde yetistirilen incir, iç bölgelerde bal ve zeytinyagi idi. Karia, Lykia ve Ionia kadar gelismis bir uygarliga sahip degildi. Mimarlik, sanat, bilim ve felsefede komsu bu iki uygarliktan geri kalmis, onlardan etkilenmisti. Karia’nin en önemli mimari yapisi Halikarnassos’taki Mausoleum ya da Halikarnassos Mezar Aniti’dir. Karia satrabi 2. Mausolos döneminde (MÖ 377-353) kralligin baskenti Mylasa’dan Halikarnassos’a tasinmis, bu durum kentin daha da gelismesine yol açmis ve Dünyanin Yedi Harikasi’ndan biri sayilan Mausoleum MÖ 350’de Mausolos’un esi ve kizkardesi II. Artemisia tarafindan yaptirilmistir. Bu anitin yüksek bir kaide üzerinde yer almasi Lykia sanatinin etkilerini, üzerindeki mezar aniti ise Ion düzeninde galerinin etkilerini yansitir. Müsgebi(Ortakent-Bodrum), Knidos ve Stratonikeia’da yapilan kazilarda MÖ 15-13. yüzyillara tarihlenen Miken çanak çömleklerinin bulunmasi, bölgenin o tarihlerde Rodos ve Kibris üzerinden Suriye’ye kadar yayilan Miken kültürüyle olan iliskisine de isaret eder.Bati Anadolu’yu MÖ 4. yüzyildan itibaren etkisi altina alan Helen ve ardindan Roma uygarliklari da Karia kentlerinde bugüne kalan önemli izler birakmistir. Mentese beyliginin kalici izleri ise bugün Milas yakinlarindaki Beçin kalesi’nde görülür. MUGLA EVLERI : Önüne Mugla ovasini alip sirtini dagin sarp kayaliklarina dayayan Mugla, Karabaglar Yaylasi ve Dügerek evleri ortak karakter tasirlar.Bir aracin geçmekte zorlanabilecegi dar yollara açilan evler çogunlukla avlulu ve genellikle iki katlidir. Bazilarinin sofalari sonradan kapatilmis, yakin devirde insa edilenler ise dogrudan kapali sofali olarak yapilmislardir. Evler içe dönüktür. Özellikle zemin katlarinda sokaga penceresi olan ev yok denecek kadar azdir. Buna karsilik avluya bakan pencerelerin çoklugu dikkat çeker. Açik, yari açik yasam mekanlariyla ve genis saçaklarla zenginlesmistir. Bu nedenle,ön cephe özelligi avlu tarafindan ortaya çiktigindan manzara ve günes hakimiyetini de dengelemek üzere , evler parsellerin yukari köselerine ve kuzeye sagir, güneye açik olarak yerlesmislerdir.Plan tipleri, sofa ile bunun etrafinda yer alan odalarin bulunduklari konuma ve üst kata çikan merdivenin yerine göre degisiklikler göstermektedir . Merdiven ahsaptir. Alti depo olarak kullanilir. Her iki yaninda simetri hakimse birer veya ikiser oda yer alir. Genellikle , avluya bakan cephelerinde boydan boya sofa bulunan evlerde ise, üst kata merdivenle çikilir. Sofanin genisligi, binanin yanindan çikan merdivenin iki kolunun genisligi ile uyum içindedir. Odalar sofanin gerisinde ve yapinin arka duvarina yapismis olarak yan yana siralanmislardir. Her biri dogrudan sofaya açilir. Bu tiplerde merdiven altindaki hacmin bahçeye yakin olmasinin da etkisiyle tuvalet olarak yaygindir.Evlere, sokaklardan "kuzulu kapi" ile girilir. Bu kapi genis iki kanadi olan avlu duvarinin yüksekligi ile orantili, çogunun üzerinde küçük iki tarafa meyilli , kiremit örtülü, ahsap çatisi bulunan kapilardir.Avlular, yilin yedi sekiz ayi boyunca yasanilan, evin kapali mekanlari ve sofalariyla kullanim bütünlügü içinde olan, genellikle kayrak tasi ile kapli birçogu havuzlu iç bahçeler seklindedir. Duvarlara yakin yerlerde agaçlar yer almaktadir. Evin bir duvarina bitisik olarak veya yarim bir konumda tek katli müstemilat bulunur. Müstemilat içinde evin asil mutfagi, ocagi,kileri ve bazen de banyo yer alir. Ayrica, temiz su havuzlari da bu binanin içinde veya disindadir. Yapilar genellikle tas veya ikinci derece ahsaptir. Çati örtüsü olarak alaturka kiremit kullanilir. Ayrica, bugün Mugla' nin sembolü olarak kabul edilen karakteristik bacalar alaturka kiremitlerle yapilan kendine özgü sapka ile kapatilmistir. KENT TURUÜlkemizin en önemli turizm merkezlerinden birçogunun bagli oldugu ilin merkezi Mugla daha çok ilçelerine gidilip gelinirken "içinden geçilen bir yerdir" tatilciler için. Geziyi daha çok denizle es tuttugumuzdan midir nedir, deniz kiyisinda olmayip da turist yogunlugu olan yöremiz pek azdir. Bu da anlasilabilir bir sey ya biz gene de Mugla’ya en az bir gün ayirmanizi önerecegiz. Ama Mugla merkezinde konaklayip da sehir gezisinin yani sira çevre gezisi de yapacaklar, dolu dolu bir kaç gün geçireceklerdir. Asar (Hisar) Dagi eteklerinden, Karadag, Kizildag, Masa ve Hamursuz daglari ile çevrelenmis ovaya dogru yayilan bir sehirdir Mugla merkezi. 1080 yilinda Selçuklularin, 1096’da tekrar Bizans’in 1284’de Menteseogullari’nin eline geçen kent 1390’da Osmanli topraklarina katilir. Kentin eski bölümü Saburhane, Osmanli döneminde Rum ve Türklerin bir arada dostça yasadigi, Rumlarin 1924 mübadelesinde göç etmesinin ardindan eski havasini bozulmadan sürdürdügü bölgesidir Mugla’nin. Eski evlerin bir bölümü yeni sahipleri tarafindan restore edilmistir. Mimar Cengiz Bektas’in, Gazeteci Ilhan Selçuk’un satin alip onardigi evler de buradadir. Kent turuKent merkezi sivil mimarinin çok güzel örneklerini barindirmaktadir. Aracinizi Valiligin de bulundugu meydana açilan sokaklardan birinde uygun yere birakip 100 metre ötedeki Arastaya girin önce. Semercisiyle, ayakkabicisiyla, berberiyle, nalbur dükkanlariyla, esnaf lokantalariyla, meydandaki sadirvaniyla Arasta, 20. yüzyil basinda donmus gibidir. Çarsida hediyelik esya ve Mugla dokumalari satan dükkanlar da vardir.Karniniz aciktiysa, esnaf lokantalarindan gözünüzün kestigi birine girin. Eksili dös dolmasi, keskek gibi yöresel yemeklere rastlarsaniz menüde, mutlaka tadin. Yemekten sonra Helvaci Tahsin’e ugrayin ve yöreye has Tahin helvasinin ve Çitirmik tatlisinin tadina bakmayi unutmayin. Arasta’da dolasirken tarihi Saatli Kule çarpacak gözünüze. 1895 yilinda Rum Filvari Usta tarafindan yapilan ve üzerinde ustasinin imzasini da tasiyan kulenin saati hala çalisiyor."Tarihi Mugla Evleri"nin en güzel örnekleri, Arastanin hemen yukarisindaki elektrik santralinin üstündeki Saburhane’dedir. Kentin baslica dini yapilari merkezdeki Kursunlu Camisi (1493), Pazar yeri Camisi (1842), Sahidi Camisi (1848), Seyh Bedrettin tarafindan yaptirilan ve minaresi 19. yüzyil basinda eklenen Seyh Camisi (Seyh Bedrettin Mahallesi’nde, 1565) Mentese Beyi Ibrahim bey tarafindan yaptirilan Ulu Cami (Elektrik Fabrikasi karsisinda, 1334)’dür. Osmanli yapisi Yarim han, Yagcilar hani ve Konakalti hanlari görülmeye deger. Restore edilerek bugün de kullanilan Yagcilar Hani turistlerin ugrak yerlerinden. 250 yillik Konakalti Hani Konakalti Kültür Merkezi olarak hizmet veriyor. 1334 yilinda Mentese Beyi Ibrahim Bey tarafindan Ulu Caminin vakfiyesi olarak yaptirilan Vakiflar Hamami yapilan restorasyon çalismalarinin ardindan bugün Muglalilarin oldugu kadar yerli-yabanci turistlerin de ilgi odaginda.
ÖNEMLI TELEFONLAR
Valilik : (+90-252) 214 10 01 Belediye : (+90-252) 214 15 43 - 214 18 46 Hastane : (+90-252) 214 13 23 - 214 13 24 Polis : (+90-252) 214 19 05 Jandarma : (+90-252) 317 05 88
KAYNAK : http://www.mugla-turizm.gov.tr/tr/index.asp


FETHİYE

Fethiye uzun zamandır popülerliğini koruyan ve çok hızlı bir şekilde gelişen Ölüdeniz taraflarında yerli halktan çok yabancı yaşamaktadır. Bir çok turizm aktivitelerinde Fethiye en çok turist çeker bunlardan ilk olarak yamaç paraşütü gelmektedir. Artık yamaç paraşütü denilince ilk akla gelen yer Ölüdeniz olmuştur. Fethiye'ye gelen tatilciler öyle bir iki günde tatil yapıp gidemezler çünkü Fethiye'de o kadar çok gezilmesi gereken yerleri var ki bunu bir kaç günde gezmek imkansızdır. Son zamanlarda Eren dağı kayak projesi ile de adını Dünyaya duyurmaya başladı Fethiye. Üstteki menülerden seçim yaparak Fethiye hakkında daha fazla bilgi almanız mümkündür.






SAKLIKENT






Saklıkent: İlçe merkezine 50 km. uzaklıkta, Kayadibi Köyü sınırları içerisindedir.18 km. uzunlukta, yüksekliği yer yer 600 m.yi bulan benzersiz kanyonun içerisine gizlenmiş bir doğa harikasıdır. Dimdik sarp kayalıkları, çınar ağaçları, pırıl pırıl akan coşkulu kaynak suları ile, doğa tutkunları için dağcılık, yürüyüş, yüzme olanakları sunan eşsiz bir turizm merkezidir.
Eşen çayı, kanyonun 100 m. içinde patlayarak çıkıyor yeryüzüne. Çayın üzerine kanyon duvarına tutturulmuş tahta iskeleler kurulmuş. İskeleden teksıra ilerliyor ve çayın patladığı yereulaşıyorsunuz. Dilerseniz buzgibisuyu aşarak karşı kıyıya geçip ,kanyonun derinliklerine doğru ilerleyebilirsiniz. Suyun dibi çakıllı taşlı olduğundan lastik ya da bez ayakkabınızı yanınızaalmayı unutmayın. Kanyon kimi zaman daralarak, kimi zaman engebeli bir biçimde 18 km. sürüyor. Sonuna kadar gitmek zor.






NOT:SAKLIKENTE GİTTİM HARİKA BİR YER TAVSİYE EDERİM



SONUNA KADAR GİDEMESEMDE YARISINA KADAR GİTMİŞİMDİR,SONUNU ÇOK MERAK EDİYORUM ŞELALE OLDUĞU SÖYLENİYOR

ÇOCUK RUH SAĞLIĞI

Ruh Sağlığı Ne Demektir?
Ruh sağlığı, yaşam olayları karşısında neler düşündüğümüz, neler hissettiğimiz ve nasıl davrandığımızdır. Ruh sağlığı, kendimize, yaşamımıza, tanıdığımız ve ilgilendiğimiz insanlara nasıl baktığımızdır. Ayrıca ruh sağlığı, zorlanma karşısındaki (stres gibi...) davranışlarımızı, insanlarla kurduğumuz ilişkileri, tercihlerimizi ve seçimlerimizi belirler. Yaşamın her döneminde fiziksel sağlık kadar ruh sağlığı da önemlidir.
Ruh Sağlığı Problemleri :
Bir çocuğun ateşinin yükseldiği kolayca anlaşılabilir, fakat ruh sağlığının bozulduğunu anlamak daha zordur. Çünkü ruh sağlığı ile ilgili problemler her zaman gözle görülmeyebilir ama belirtilerini anlamak mümkündür.Ruh sağlığı problemleri teşhis edilebilmektedir. Ruh sağlığı uzmanları belirtilerle ilgili bilgileri toplamakta ve incelemektedirler. Depresyon ve kaygı ile uyum, yeme bozuklukları ve dikkat eksikliği/hiperaktivite ruh sağlığı problemlerinden bazılarıdır.Ruh sağlığı problemleri her beş çocuktan birinde her hangi bir zamanda ortaya çıkabilir.Ne yazık ki, ruh sağlığı bozulan çocukların tahminen üçte ikisi ihtiyaçları olan yardımı alamamaktadır.Pek çok çocuk ve ergen, kısa süreli bir tedavi görerek anlatabilecekleri ve ciddi bir ruh sağlığı problemine dönüşmeyebilen duygusal zorlanma dönemleri yaşarlar. Örneğin; sevilen birinin kaybı, aile ilişkilerinde bir değişme bu tür problemlere yol açabilir.Bir çocuğun ruh sağlığı zihinsel kapasitesi ile ilişkili değildir. Ruh sağlığı sorunları olmayan çocuklarınki gibi ruh sağlığı sorunları olan çocuklarında zeka düzeyleri düşükten (zihinsel gerilik) yükseğe kadar değişebilir.Psikolojik Danışma ve Rehberlik Birimi, çeşitli ruh sağlığı sorunları olan çocukların ve ergenlerin özel ihtiyaçlarını karşılamaya yardım eden, okulların destek hizmetlerinden biridir. Danışma alan herkesin ruh sağlığı sorunu olmayabilir.
Ciddi Duygusal Bozukluklar :
Çocuklar ve ergenler için “ciddi duygusal bozukluklar” deyimi günlük yaşamı ve evde, okulda ya da toplum içindeki işlevleri ciddi bir şekilde engelleyen rahatsızlıklar için kullanılır. Ciddi duygusal rahatsızlık her yirmi gençten birinde her hangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Bu tür ruh sağlığı sorunları yardım edilmezse, okulda başarısızlığa, alkol yada ilaç kullanımına, aile ile çatışmaya, şiddete ve hatta intihara yol açabilir.
Nedenler :
Küçük çocukların ruh sağlığı sorunlarının temelindeki nedenlerin hepsini bilmiyoruz. Bu sorunların hem çevre hem de biyolojik yapıyla ilgili olduklarını biliyoruz. Biyolojik nedenler içinde, kalıtım, kimyasal dengesizlik ve merkezi sinir sisteminin zarar görmesi sayılabilir.Pek çok çevresel faktör çocukları tehlikeye sokabilir. Örneğin, şiddete, istismara, ihmale, ölüm ya da boşanma nedeniyle, sevilen birinin kaybına ya da bozuk ilişkilere maruz kalan çocuklar için ruh sağlığı bozulma riski daha fazladır. Diğer risk faktörleri ırk, cinsel yönelim, din, ya da yoksulluk nedeniyle reddedilmeyi içerir.Çocuk için doğru yardımı buluncaya kadar aramayı sürdürmek önemlidir. Bazı aileler, başkalarının ne söyleyeceğinden ya da ne düşüneceğinden korkarak yardım alamazlar. Bakımın maliyeti, sınırlı sigorta hakları ya da hiçbir sağlık sigortasının olmaması gibi başka engellerde çıkabilir. Bunlar aile için gerçek sorunlar olabilir. Ancak tedavi gerektirir. Bazı ruh sağlığı yardım kurumları ya da toplum ruh sağlığı merkezleri, ailenin ödeme gücüne göre ücretleri ayarlayabilmektedirler.
Çocuğunuzun Ruh Sağlığının Korunması :
Ana-baba ve öğretmen olarak çocuğun fiziksel güvenliğinden ve duygusal rahatsızlığından sorumlusunuz. Bir çocuğu büyütmenin tek bir doğru yolu yoktur.Eğitim tarzları değişir fakat çocuk için yapılması gerekenler aynıdır.Aşağıdaki önerilerde eksiklikler olabilir. Gelişim dönemleri, yapıcı problem çözme, disiplin tarzları ve diğer ana-babalık becerilerine ilişkin kütüphanelerde ve kitapçılarda yararlı kitaplar bulabilirsiniz.
Besleyici gıdalar, düzenli sağlık kontrolleri, aşı ve sporun yanı sıra, çocuğa güvenli bir ev ve çevre sağlamak için elinizden geleni yapın. Çocuk gelişim dönemlerini öğrenin, böylece çocuğunuzun yapabileceğinden azını ya da fazlasını beklemeyin.
Çocuğunuzun duygularını ifade etmeye teşvik edin ve duygularına saygı gösterin. Çocuğunuza herkesin acı, korku, öfke ve kaygı yaşadığını anlatın. Bu duyguların kaynaklarını öğrenmeye çalışın. Çocuğunuzun öfkesini olumlu bir şekilde şiddete başvurmadan göstermesine yardım edin.
Aranızdaki saygı ve güveni geliştirin. Anlaşamadığınızda bile sesinizi yükseltmemeye dikkat edin. İletişim kanallarını açık tutun.
Çocuğunuzu dinleyin. Çocuğunuzun anlayabileceği kelimeler ve örnekler kullanın. Onu soru sormaya teşvik edin. Rahatlık ve güven verin. Dürüst olun. Çocuğunuzun olumlu yönleri üzerinde durun. Her konuda konuşmaya istekli olduğunuzu gösterin.
Kendi problem çözme ve baş etme becerilerinize bakın. İyi bir örnek misiniz? Eğer çocuğunuzun duygularından ve davranışlarından bunaldıysanız, kendi engellenmelerinizi ya da öfkenizi kontrol edemiyorsanız yardım arayın.
Çocuğunuzun yeteneklerine destek olun, sınırlılıklarını kabul adin.Hedefleri başka birinin beklentilerine göre değil çocuğunuzun yeteneklerine ve ilgilerine göre oluşturun. Başarılarını kutlayın. Çocuğunuzun yeteneklerini başka çocuklarınkilerle kıyaslamayın. Çocuğunuzu tek başına değerlendirin. Çocuğunuzla birlikte olmak için düzenli olarak zaman ayırın.
Çocuğunuzun bağımsızlığını destekleyin ve benlik değerini artırmasına yardım edin. Yaşamın iniş çıkışlarında çocuğunuzun yanında olun. Çocuğunuzun problemlerinin üstesinden gelebileceğini ve yeni yaşantılarla baş edebileceğine güvendiğinizi gösterin. Yapıcı, açık ve tutarlı bir disiplin uygulayın. (Disiplin, fiziksel bir ceza değil, bir öğretim şeklidir.) Bütün çocuklar ve aileler farklıdır. Çocuğunuz için hangi yolun daha etkili olduğunu öğrenin. Olumlu davranışlarını onaylayın. Çocuğunuzun hatalarından ders almasına yardım edin.
Koşulsuz sevin. Özür dileme, iş birliği, sabır, bağışlama ve başkalarıyla ilgilenmenin önemini öğretin

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNE-BABA TUTUMLARI

İnsan, gelişim sürecinin ilk aşamalarından itibaren çevresiyle iletişim kurmaya başlar.Bakışlarla, yani göz temasıyla başlayan iletişim, diğer duyu organlarının devreye girmesiyle gelişerek artmaya devam eder.Bu iletişimde ilk ve en önemli ortam aAnne-babaların bu iletişimdeki tutumları, çocuğun zihinsel,duygusal ve sosyal gelişiminde rol oynayan temel etkenlerdendir. Anne babaların tutum ve davranışları, çocuğun ahlak gelişimini ,özgüveni, bağımsızlık duygusunu, içedönük-dışadönük yapı geliştirmelerini, yani kişilik yapısını büyük ölçüde etkileyecektir. Çocuğun sosyalleşme sürecinin ilk aşaması aile ortamıdır.Anne babaların geliştirecekleri tutumlar çocuğun kişilik oluşturmasını ve gelecek yaşantısını önemli ölçüde etkileyecektir.









Çocuğun sosyalleşme sürecinin ilk aşaması aile ortamıdır.Anne babaların geliştirecekleri tutumlar
çocuğun kişilik oluşturmasını ve gelecek yaşantısını önemli ölçüde etkileyecektir.Anne-babaların aşırı koruyucu,reddedici,otoriter, cezalandırıcı,mükemmeliyetçi,ilgisiz ya da güven verici
yaklaşımları, çocuğun kendine özgü geliştireceği tutum ve davranışlar üzerinde önemli, kalıcı etkiye sahiptir.
AŞIRI KORUYUCU TUTUM:
Çocuğun bütün ihtiyaçları anne-baba tarafından karşılanır.
Anne- baba çocuğun isteklerine sınır koymaz.Çocuğun her isteği hemen yerine getirilir.
Koruyuculuk ve bağımlılık hakimdir.
Çocuk gereksinimlerini karşılayabilecek yaşta olmasına rağmen küçük bir çocukmuş gibi bütün ihtiyaçları anne tarafından karşılanır.Yemeği anne tarafından yedirilir, ödevleri anne tarafından yapılır,yatağını anne düzeltir,elbisesi anne tarafından giydirilir; yani çocuğun kendisinin yapması gereken bütün işler anne tarafından yapılır.
Anne-baba sürekli çocuk ağlamasın,incinmesin,hasta olmasın,terlemesin, düşmesin vb. diye gayret gösterirler.
Anne-baba çocuğun büyüdüğünü kabullenmez, büyümesine rağmen hep çocuk olarak görülür.
Çocuğa sorumluluk verilmez.Çocuğun girişimleri sürekli kısıtlanır. “Sen yapamazsın,sen giyemezsin,sen tek başına gidemezsin,sen tek başına yiyemezsin vb. gibi” çocuğun girişimlerini engelleyen sürekli kısıtlamalar görülür.
Genellikle çocukla ilgili bütün kararlar anne-baba tarafından alınır.Çocukla ilgili kararlarda da çocuğa sorulmaz.
Çocuğa gereğinden çok özen gösterilerek ve aşırı denetlenerek çocuk bunaltılır.
Anne-babalar koruyucu yaklaşımla çocuğa karşı sevgilerini ifade ettiklerine ve yardımcı olduklarına inanırlar.
KORUYUCU YAKLAŞIMIN ÇOCUĞA ETKİLERİ:
Koruyucu aile ortamında yetişen çocuklar;
Kendi başına hareket edemeyen, ÖZGÜVENİ ZAYIF,
Kendi işlerini başkalarından bekleyen, SORUMLULUK ALMAYAN,
Kurallara uymakta zorlanan, BENCİL, SALDIRGAN,SAYGISIZ,
Kendine sürekli HİZMET EDİLMESİNİ İSTEYEN,
MÜCADELEDEN çabuk vazgeçen,
Hatalarından başkalarını SORUMLU TUTAN,
Kendi kararlarını veremeyen,BAŞKALARI TARAFINDAN YÖNETİLEN,BAĞIMLI,
Sosyal ortamlarda kendilerini ortaya koyamayan SİLİK,PASİF, ÇEKİNGEN
Kapasitesini kullanamayan, kendi yeteneklerini farketmeyen, yaşamın hiçbir alanında kendilerini gösteremeyen BAŞARIYI TADAMAYAN,
İnsanlarla birarada bulunmaktan kaçınan, paylaşma becerisi gelişmemiş, SOSYAL İLİŞKİLERİ ZAYIF
HEP İZİN VERİCİ TUTUM
Sınırlar belli değildir.Çocuğun olumlu olumsuz her türlü davranışı hoşgörü ile karşılanır.Uyku,yemek çalışma gibi durumlarda kesin bir tutum izlenmez.
Çocuğun her istediği hemen yerine getirilir. Koruyucu ve bağımlılık hakimdir.
Kurallara uymadığında çocuğa yaptırım uygulanmaz.
Çocukların bitmeyen istekleri ve olumsuz davranışları görülür.
Çocukların bitmeyen istekleri ve olumsuz davranışları belli bir zaman sonra anne babanın sabrını zorlayacak sert kullanma gündeme gelebilir.
Sonsuz özgürlük sağlanır. Bu özgürlüğü nasıl kullanacağını bilemeyen çocuk doyumsuz, tatminsiz ve mutsuz olur.
HEP İZİN VERİCİ YAKLAŞIMIN ÇOCUĞA ETKİLERİ:
Hep izin verici aile ortamında yetişen çocuklar;
Kurallara uymakta zorlanan, BENCİL, ANLAYIŞSIZ, SÖZ DİNLEMEZ, TOPLUM KURALLARINI ÖĞRENMEKTE GÜÇLÜK ÇEKEN,
Başkalarıyla çatışan, UYUMSUZ,
İsteklerinin sonu gelmeyen, doyumsuz,tatminsiz.MUTSUZ,
Özdenetimden yoksun,
Paylaşmayı ve İŞBİRLİĞİNİ BİLMEYEN,
İsteklerinin hemen olmasını bekleyen,SABIRSIZ
CEZALANDIRICI-OTORİTER TUTUM:
Sıkı bir disiplin vardır. Anne-baba serttir
Anne-babanın gözü sürekli çocuğun üzerindedir. oturuşu,kalkışı,konuşması yani bütün hareketlerine müdahale edilir.
Sürekli eleştirilir, korkması için aşırı sert davranılır.
Anne-baba çocuklarına sevgi göstermenin zararlı olacağını ve sevgi gösterdiklerinde otoritelerinin sarsılacağını düşünürler.Anne-babada: ”Fazla sevgi gösterirsek yarın bizi anne-baba olarak tanımaz.Zaten benim ailemde bana böyle davranmıştı” anlayışı hakimdir.
Çocukla iletişime girilmez. Ailenin çocuktan beklentileri ve uyulması gereken kuralların nedenleri açıklanmaz Sadece nasıl davranması gerektiği söylenir
Söz hakkı yoktur. fikri sorulmaz.
Her hatası eleştirilir, yargılanır, cezalandırılır.Çocuğun olumlu özelliklerini görmek yerine sürekli olumsuz özellikleri gündeme getirilir.
Cezalar genellikle çocuğun yanlış davranışını fark etmesi için verilen cezalar değil; fiziksel yada sözel hakaretler içerir.
Çocuk sürekli gergindir.Çocuk her davranışında “yine mi hata yaptım?” kaygısını yaşar.
Cocuğa zaman ayrılmaz.Çocukla çok fazla ihtiyaçlarına karşılık verebilecek düzeyde vakit geçirilmez ve ilgi gösterilmez.
Çocuk genellikle kendi varlığını hissettirmek için olumsuz davranışlar sergiler.

KOLESTEROL HAKKINDA HERŞEY

Kolesterol neden vücudumuz için önemlidir?
Kan kolesterol düzeyindeki değişiklikler kalp hastalığının oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Kandaki kolesterolünüzün yüksek olması kalp hastalıklarına yakalanmanızdaki faktörlerin içerisinde en önemli etkendir. Yüksek kolesterol düzeyine sahip olan bireylerde kalp hastalığı gelişir ve kalp krizi riskleri artar. Amerika Birleşik Devletleri’nde kadın ve erkeklerin ölüm nedenlerinin başında kalp hastalıkları olduğu belirtilmiştir. Her yıl bir milyondan fazla Amerikalı kalp krizi geçirmekte, yaklaşık yarım milyon kişi ise kalp hastalıklarına bağlı ölmektedir.

Yüksek kolesterol nasıl kalp hastalığı yapar?Eğer kandaki kolesterol miktarınızda artış olursa, arter adı verilen damarlarınızın duvarına fazla olan kolesterolleriniz birikirler. Damarın iç duvarında biriken kolesterol, damar içi kan akışkanlığını yavaşlatır ve kalp ritminde azalma hatta kalbin bloke olmasına neden olur. Bilindiği gibi kan ile kalbe oksijen taşınır. Eğer kalbiniz oksijen ve kan hacmi açısından yetersiz ise göğüs çevresinde bir ağrı belirir. Eğer bu durum daha uzun süre devam ederse sonuç kalp krizi olarak ortaya çıkmaktadır. Sadece yüksek kolesterol tek başına bu hastalık bulgularını oluşturmamaktadır. Çünkü farkında olmadan birçok kişi yüksek kolesterol değerlerine sahip olarak yaşamlarını sürdürmektedir. Ancak bilinmelidir ki; kan kolesterol düzeyini düşürmek kalp hastalıklarını ve kalp krizi riskini önemli derecede azaltmaktadır. Kolesterol düzeyinin genç, yaşlı, kadın ve erkekte normal sınırlarda devamlılığının sağlanması kalp hastalıklarından korunmada önemli bir yaklaşımdır.
Kolesterol düzeyinizin sayısal değeri sizin için ne ifade etmektedir?
20 yaş ve üzerindeki herkes en az her 5 yılda bir kolesterol değerlerini ölçtürmeleri gerekmektedir. En iyi değer kolesterollerin kanda ‘lipoprotein profili’ olarak belirlenmesidir. Bu testin ideal sonuç verebilmesi için 9–12 saat önceden açlık sonrası yapılması gerekmektedir. Bu test bize aşağıdaki parametreler hakkında bilgi verecektir.
Total kolesterol
LDL (kötü) kolesterol: Arterlerde birikip damarın harabiyetini arttıran kolesterol
HDL (iyi) kolesterol: Arterlerde birikintiyi temizlemeye çalışıp damarın sağlığını koruyan kolesterol
Trigliseritler: kandaki yağın farklı bir formu.
Aslında lipoprotein profiline bakıldığında Total kolesterolün 200 mg/dL ve LDL kolesterolün 100 mg/dL’in altında, HDL kolesterolün ise en az 40 mg/dL ve üzerinde olması önerilen değerler arasındadır. Aşağıdaki tabloda kolesterolünüzü yorumlayabilmenize yardımcı kategorilendirmeyi göreceksiniz.
Total kolesterol düzeyi
Kategori
200 mg/dL’in altı
İstenilen değer
200-239 mg/dL
Sınırda yüksek
240 mg/dL ve üzeri
Yüksek
LDL kolesterol düzeyi
Kategori
100 mg/dL’in altı
Optimal
100-129 mg/dL
İstenilen değere yakın
130-159 mg/dL
Sınırda yüksek
160-189 mg/dL
Yüksek
190 mg/dL ve üzeri
Çok yüksek
Kolesterol düzeyleri her desilitre kanda kolesterolün miligram değerinden ölçüsünü belirmektedir.
HDL (iyi) kolesterol kalp hastalıklarından korunmak için önemli göstergelerden biridir. HDL (iyi) kolesterol değeri ne kadar yüksek olursa korunma daha iyi olmaktadır. HDL (iyi) kolesterol değeri 40 mg/dL’in altında olması kalp hastalıklarının oluşması için önemli risk etmenidir. HDL (iyi) kolesterol düzeyi 60 mg/dL ve daha fazla olması halinde kalp hastalıklarına yakalanma riskiniz oldukça azalmaktadır.
Trigliseritler de kolesterol gibi kalp hastalıklarının oluşmasına neden olabilir. Trigliseritlerin kanda 150 mg/dL altında olması önerilir. 150-199 mg/dL arasında trigliserit değeri sınırda yüksek, 200 mg/dL ve üzerine ise bazı bireylerde tedaviye ihtiyaç duyulacak kadar yüksek değer denilmektedir.

Kolesterol düzeyi nelerden etkilenir?
Kolesterol düzeyini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu etkenleri iki grupta toplayabiliriz.
Bireyin kendisine bağlı etkenler
Diyet: Kolesterol içeren besinler ve doymuş yağ tüketimi ile kanda kolesterol düzeyi artar. Andaki kolesterol düzeyinin artmasında besinlerin içerisindeki kolesterol miktarı etkendir ancak doymuş yağlar başlı başına etki gösterebilmektedir. Biliyoruz ki; diyetin doymuş yağ ve kolesterol miktarını azaltırsanız kan kolesterol düzeyinizde düşer.
Vücut ağırlığı: Hafif şişman ve şişman olmak kalp hastalıkları için risk faktörüdür. Kilonuz arttıkça kan kolesterol düzeyinde de artış olur. Kilo kaybetmeye başladığınızda kan total kolesterol, LDL (kötü) kolesterol ve trigliserit düzeyinde azalma, HDL (iyi) kolesterol düzeyinde ise artma gözlenir.
Fiziksel aktivite: Fiziksel aktivite yapmamak kalp hastalıkları için risk faktörüdür. Düzenli fiziksel aktivite yaparsanız kan LDL (kötü) kolesterol düzeyinde azalma, HDL (iyi) kolesterol düzeyinde artma sağlarsınız. Bununla birlikte aktivite ile kilo kaybetmiş olursunuz. Mutlaka her gün 30 dakika veya daha fazlası fiziksel aktivite yapmanız gerekmektedir.
Bireyin kendisine bağlı olmayan etmenler
Yaş ve cinsiyet: Kadın ve erkekler yaşlandıkça kan kolesterol düzeylerinde artma gözlenir. Menopoz öncesi kadınlarda aynı yaş erkeklere göre total kolesterol düzeyi düşerken, menopoz sonrasında kadınların LDL (kötü) kolesterol düzeyi artış olduğu bildirilmiştir.
Kalıtım: Genetik olarak vücudunuzun ne kadar kolesterol üreteceği şifrelendirilmiştir. Eğer kan kolesterol düzeyiniz yüksek ise ailenin diğer fertlerinin de kolesterol profili değerlendirilmesi gerekir. Çünkü ailesel kan kolesterol yüksekliği bazen genetik olarak geçişli olabilmektedir.
Kalp hastalığı gelişme riskinizi belirlemek için neler yapılmalıdır?
Genellikle yüksek LDL (kötü) kolesterol düzeyine sahip olan bireyler kalp hastalıklarına yakalanma veya kalp krizi riski daha fazladır. Bazı insanlar ise kalp hastası oldukları için kalp krizi riskleri fazladır. Aşağıda adım adım kalp hastalığınızın gelişebilme riskini bulmaya çalışalım.
Adım: Aşağıda belirtilen nedenlerden kaç tanesine sahip olduğunuzu belirleyin. Bu nedenler LDL kolesterolünüzün yükselmesini sağlayan nedenlerdir.
Sigara içmek
Yüksek kan basıncına sahip olmak (140/90 mm Hg ve üzeri)
Düşük HDL (iyi) kolesterol düzeyine sahip olmak ( 40 mg/dL’in altı)
Ailede kalp hastalığı hikâyesi var olmak ( baba ve erkek kardeşte 55 yaş öncesi, anne ve kız kardeşte 65 yaş öncesi)
Yaş ( 45 yaş üzeri erkek, 55 yaş üzeri kadın)
Şişmanlık ve fiziksel aktivite yapamama durumu bu durumun dışında tutulmaktadır.
Adım: Tıbbi sorunlarınız, sahip olduğunuz majör risk faktörleri (1. adıma bakın), Frimingham puanlama skorunuz ile kalp hastalığına yakalanma veya kalp krizi geçirme durumunuzu belirleyebilirsiniz.
Eğer varsa
Durumunuz
Kalp ve diyabet, puanlama skorunuz % 20’den fazla
I. Yüksek riskli
2 veya daha fazla risk var, puanlama skoru % 10-20 ise
II. Yüksek riske yakın
2 veya daha fazla risk var, puanlama skorunuz % 10’dan az
III. Orta riskli
0 vay 1 risk faktörü var
IV. Düşük ile orta riskli

Yüksek kolesterol tedavisi nasıl olmalıdır?
Kolesterol düşürücü tedavinin anlamı mümkün olduğunca LDL (kötü) kolesterol miktarında azaltma yapma anlamına gelmektedir. Ne kadar hedef sınırlarda LDL (kötü) kolesterol düzeyine sahip olursanız kalp hastalıkları riskini azaltmış olursunuz.
Kolesterol düşürme 2 yolla mümkün olabilmektedir. Birincisi Yaşam Boyu İyileştirici Değişiklik (Therapeutic Lifestyle Changes – TLC): Bu tedavi şekli kilonun normal sınırlarda devamlılığını sağlamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak ve kolesterol düşürücü diyetle yaşamayı içermektedir. Kolesterol düşürmede ve normal sınırlar içerisinde devamlılığın sağlanmasında en etkin ve zararı olmayan yöntemdir. İkincisi ise ilaç tedavisidir. Bilinmesi gereken en önemli nokta her kolesterol yüksekliğine sahip olan bireyler hemen ilaca başlamak zorunda değildir. İlaç başlanabilmesi için kolesterol ve türevlerinin ilaç başlanabilir düzeyde yüksek, diyet tedavisine cevap verememiş bireylerde uygun zamanda olması gerekir. Her ilaçta olduğu gibi kolesterol düşürücü ilaçlarınsa vücut için zararları bulunmaktadır. Bazı risk gruplar (çocuklar, adelösanlar vb…) hangi durumda ilaç kullanılacaklarına klinik takip ile karar verilmelidir. Ancak burada gözden kaçmaması gereken en önemli nokta ilaç ile kolesterol düşürücü diyetin birlikte uygulanacak olmasıdır.
Hangi durumda hangi tedavi uygulanmalıdır?
Bunu belirleyebilmek için 3. adımda risk kategori durumunu belirlemeniz gerekmektedir.
Eğer siz risk kategori durumuna göre I. Yüksek riskli iseniz tedavi şemanız şöyle olmalıdır. Burada hedef LDL (kötü) kolesterolünüzün 100 mg/dL’nin altına inmesidir. Ne olursa olsun 100 mg/dL’nin üzerinde LDL (kötü) kolesterol düzeyine sahipseniz mutlaka kolesterol düşürücü diyete başlamalısınız. Eğer LDL kolesterol düzeyiniz 130 mg/dL ve üzerinde ise kolesterol düşürücü diyetle beraber ilaç tedavisine başlamalısınız. LDL (kötü) kolesterol düzeyi 100–129 mg/dL düzeyinde olanlar ilaç tedavisi şart olmamakla birlikte kolesterol düşürücü diyet uygulaması gerekmektedir. Diyet mümkün olduğunca LDL (kötü) kolesterolün 100 mg/dL oluncaya kadar devam edilmelidir.
Kategori durumuna göre II. Yükseğe yakın grupta iseniz yapılacaklar daha da farklı olmaktadır. Bu tedavide hedef LDL (kötü) kolesterol düzeyini 130 mg/dL’nin altına indirmektir. Eğer LDL (kötü) kolesterol düzeyiniz 130 mg/dL’nin üzerinde ise 3 ay süre ile kolesterol düşürücü diyet uygulanmalıdır. İlaç kullanıp kullanmama durumu 3 aylık diyet sonrası belirlenmelidir. Eğer kolesterol düşürücü diyet ile LDL (kötü) kolesterol düzeyi 130 mg/dL’den daha az olmuş ise kalp sağlığını korumak için düşük doymuş yağ ve kolesterol içeren daha gevşek bir diyetle yaşamlarına devam etmeleri gerekmektedir.
Kategori durumunuz III. Orta riskte iseniz yapılması gerekenler şunlardır. LDL (kötü) kolesterol düzeyinizi 130 mg/dL’nin altıda olmasını sağlamaktır. Eğer LDL (kötü) kolesterol düzeyi 130 mg/dL ve üzerinde ise kolesterol düşürücü diyete başlaması gerekmektedir. Eğer LDL (kötü) kolesterol 160 mg/dL’nin üzerinde ise kolesterol düşürücü diyetle birlikte kolesterol düşürücü ilaç kullanılması gerekmektedir. Hedef LDL (kötü) kolesterol düzeyi elde edildiğinde kalp sağlığını korumak için düşük doymuş yağ ve kolesterol içeren daha gevşek bir diyetle yaşamlarına devam etmeleri gerekmektedir.
Kategori durumunuz IV. Düşük riskli grupta iseniz her şey daha kolay olmaktadır. Bu grupta olan bireyler LDL (kötü) kolesterol düzeyini 160 mg/dL’nin altında tutmaları yeterli olmaktadır. LDL (kötü) kolesterol düzeyinin 160 mg/dL’nin üzerinde olması kolesterol düşürücü diyetin uygulanması için yeterlidir. Eğer LDL (kötü) kolesterol düzeyinde düşüş olmuyorsa ilaç kullanmak gerekebilir. Genellikle bu gruptaki bireylerin ilaç kullanma LDL (kötü) kolesterol düzeyi 190 mg/dL’dir. Hedef LDL (kötü) kolesterol düzeyini yakalayan bireyler sağlıklı beslenmeye devam edebilirler.

Kan kolesterol düzeyinizi düşürmek için ‘Yaşam boyu iyileştirici değişiklik’ nasıl olmalı?
Kandaki LDL (kötü) kolesterol düzeyinde düşüşü sağlayan yaşam boyu iyileştirici değişiklik aslında aşağıdaki önemli stratejileri içine alan bir tedavi biçimidir. Eğer bu stratejilerin hepsini beraber kontrol altına alırsanız sağlıklı bir kalbe sahip olursunuz.
Yaşam boyu iyileştirici diyet: Bu diyetin anlamı öğünlerinizde daha az doymuş yağ ve diyet kolesterolü tüketmek demektir. Bu diyeti planlarken günde 200 mg’ın altında kolesterol, toplam enerjinin de % 7’nin altında doymuş yağ içermesine dikkat etmek gerekir. Diyeti uygularken en önemli iki nokta ya sağlığınıza uygun kiloda bulunmalı ya da kilo almaktan korunmalısınız. Birinci aşamada düşük doymuş yağlı ve kolesterollü diyet altında kan LDL (kötü) kolesterol düzeyiniz düşmemiş ise, diyetin çözünür diyet lifi miktarı arttırılır. Çeşitli endüstriyel besinler bitkisel stanolleri ve sterolleri içerebilmektedir. Örneğin kolesterol düşürücü margarin veya salata sosları vb… Bunların beslenmeye eklenmesi LDL (kötü) kolesterolün daha kuvvetli bir şekilde düşürücü etki sağlayabilmektedir.
Vücut ağırlığı denetimi: Eğer bel/kalça oranınız artmış, kilo fazlalığınız varsa, biyokimyasal değerlendirmenizde düşük HDL (iyi) kolesterol ve trigliserit düzeyinizde düşük ise kilo vermeniz LDL (kötü) kolesterolünüzün düşmesine yardımcı olmaktadır.
Fiziksel aktivite: Her gün en az 30 dakika fiziksel aktivite yapmak gerekmektedir. Yapacağınız fiziksel aktivitenin türü ne olursa olsun; HDL (iyi) kolesterol düzeyinde artma, LDL (kötü) kolesterol düzeyinde azalmasına yardımcı olmaktadır.
İlaç tedavisinin kolesterol düşürmedeki yeri nedir?
Eğer kan kolesterolünüzü düşürmek için klinik olarak ilaç tedavisine gerek duyulmuşsa mutlaka yaşam boyu iyileştirici değişiklikleri beraberinde yapmanız gerekmektedir. Riskleri değerlendirildiğinde kolesterol düşürmede kullanılacak ilaçların dozlarının vücut en düşük risk yaratanını seçmek gerekmektedir. Çeşitli kolesterol düşürücü ilaçlar bulunmaktadır. Bunlar; statinler, safra asitleri, sekuesteranlar, nikotinik asit ve fibrik asididir. Doktorunuz size en uygun ilacı önerecektir. Statin içeren ilaçlar en etkili LDL (kötü) kolesterol düşürücü ve güvenliliği daha etkin olan ajanlardır. Safra asitleri ve sekuesteranlar tek başına veya statin grubu ilaçlarla beraber kullanıldığında LDL (kötü) kolesterol düzeyini düşürücü etki göstermektedirler. Nikotinik asit, Kandaki trigliserit ve LDL (kötü) kolesterol düzeyini düşürürken HDL (iyi) kolesterol düzeyinde artış sağlarlar. Fibrik asit ise LDL (kötü) kolesterol düzeyinde düşürme yaparken tedavi sırasında trigliserit düzeyinde artma ve HDL (iyi) kolesterolde istenmeyen düşüşe neden olmaktadır.
Yüksek kolesterol içeren besinler: Yumurta, karaciğer ve kabuklu deniz ürünleriOrta derece kolesterol içeren besinler: Etler, yağlı veya orta yağlı süt ürünleriDüşük derece kolesterol içeren besinler: Az yağlı süt ve süt ürünleriKolesterol içermeyen besinler: Bütün tahıllar, ekmek, sebze, meyve, kuru yemişler, kuru meyveler.
Günde diyetle 300 mg kolesterol almalıyız.
Besinlerle alınan şeker miktarı kolesterol düzeyini etkilemez.Karaciğer günde ortalama 1000 ile 1400 mg kolesterol üretir.
Bazı besinlerin içerdiği kolesterol miktarı
3 köfte kadar dana eti
81 mg
3 köfte kadar kuzu eti
94 mg
3 köfte kadar hindi ve tavuk eti
85 mg
3 adet kokteyl sosis
74 mg
3 köfte kadar balık
80 mg
1 adet yumurta sarısı
274 mg
3 karper kadar peynir
107 mg
1 su bardağı yağsız süt
2 mg
3 top dondurma
50 mg
Diyet örneği
Kahvaltı:
1-2 dilim az yağlı peynir
1 tatlı kaşığı marmelat veya reçel veya fındık ezmesi
3-4 adet yeşil zeytin
1 dilim çavdar, kepekli veya tahıllı ekmek
½ adet portakal
domates dilimleri
Öğle:
1 küçük tabak sebze yemeği
3 yemek kaşığı bulgur pilavı
1 kase az yağlı yoğurt
1-2 dilim çavdar, kepekli veya tahıllı ekmek
salata (1-2 tatlı kaşığı yağ)
İkindi:
1 adet meyve
Akşam:
2 köfte kadar et (tavuk, balık, kırmızı et, hindi)
1 küçük tabak sebze yemeği
½ kase yoğurt
1-2 dilim çavdar, kepekli veya tahıllı ekmek
salata (1-2 tatlı kaşığı yağ)
Günde 2 adet taze ceviz yiyin
Haftada en az iki kere 1 levrek kadar balık tüketin
Yemeklere ve salatalara zeytinyağı veya soya yağı kullanın
Haftada 3-4 kere kuru baklagilleri beslenmenize ekleyin
Bulgur kolesterolün düşmesinde size yardımcı olabilecek en faydalı tahıldır
Meyve olarak tercihiniz turunçgiller (portakal, limon suyu, greyfurt vb...) olsun
Diğer meyveleri kabuklu
Değişik renkte mevsime uygun sebzeleri tercih edin
Makarna, pirinç ve ekmeği kepekli veya esmer
Her gün 60 dakika yürüyüş veya egzersiz
Süt, peynir ve yoğurt tüketirken az yağlı olanlarını satın alın
Çiğ sebzeleri serbest yiyerek kolesterolünüzü daha kolay düşürürsünüz.

1 Temmuz 2008 Salı

KIRKPINAR HAFTASI (30.06.2008-06.07.2008)


Kırkpınar, geleneksel Türk yağlı güreş turnuvası. Her sene Haziran ayında Edirne'de düzenlenir.
Yağlı güreş, geleneksel Türk sporları içinde ön sıralarda yer alan bir spordur. Osmanlı Devleti’nin her yerinde düzenlenen panayırların hepsinde güreş yapılır ama bunların içinde yalnız Kırkpınar’da “Baş”ı kazanan pehlivan, gelecek senenin Kırkpınar güreşlerine kadar “Başpehlivan” bilinirdi. Bu düşünce günümüzde de devam etmektedir.


Kırkpınar efsanesi
Efsaneye göre 1346 yılında Orhan Gazi'nin Rumeli'yi ele geçirmek için düzenlediği seferler sırasında, kardeşi Süleyman Paşa 40 askerle Bizanslılar'a ait Domuzhisar'ın üzerine yürür. Baskınla burasını ele geçirirler. Öteki hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü birlik geri dönerler ve şimdi Yunanistan'ın topraklarında kalan Samona'da mola verirler. 40 cengaver burada güreşe tutuşurlar. Saatlerce süren güreşlerde, adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeşin bir türlü yenişemedikleri görülür.
Daha sonra bir Hıdrellez gününde, Edirne yakınlarındaki Ahıköy çayırında aynı çift yeniden güreşe tutuşurlar. Bütün bir gün güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş pehlivanlar, gece boyunca da mum ve fener ışığında mücadelelerini sürdürmeye devam ederler. Ancak solukları kesilerek oldukları yerde can verirler.
Arkadaşları onları aynı yerdeki bir incir ağacının altına gömerek oradan ayrılır lar. Yıllar sonra ise aynı yere gittiklerinde iki pehlivanın mezarlarının bulunduğu yerde gür bir pınar görürler. Bundan sonra halk orada yatanların anısına o yöreye, “Kırkpınar” adını verirler.
I. Murat, Edirne’nin alınmasından sonra Edirne’de güreşçiler tekkesi kurmuş ve bundan böyle de her sene güreş yapılması bir gelenek haline gelmiştir.
Bir başka iddiaya göre ise Kırpınar Güreşleri'nin tarihçesi çok daha öncesine dayanır. M. Atıf Kahraman'ın aktardığına göre Sarı Saltuk Bizans'ın ve Bulgarların içinde bulunduğu karmaşadan yararlanarak 1261'de Edirne'yi Bulgarlardan aldı. Sarı Saltuk 40 yıl Edirne’de kaldıktan sonra Dobruca’ya gitmek zorunda kaldı ve burada vefat etti. Bunun üzerine Bizans hükümdarı Andronikos, oğlunu Edirne’ye vali yaptı. Bu iddiaya göre kendisi de bir pehlivan olan Sarı Saltuk Osmanlılardan önce Kırkpınar Güreşleri'ni ilk düzenleyen kişidir (ALINTIDIR)


Cumhuriyet dönemi
Kırkpınar Güreşleri 1928 yılına kadar ağaları tarafından düzenlenmiştir. Güreşlerdeki ödülleri ve misafirlerin ağırlanmasını hep ağalar karşılamıştır. Ancak 1928 yılında ülkede meydana gelen ekonomik sıkıntılar nedeniyle ağalığa talip çıkmayınca, güreşlerin organize ve gelenleri ağırlama işi Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından üstlenilmiştir.
1946 yılında ise Tarihi Kırkpınar Güreşleri Edirne Belediyesi’nce düzenlenmeye başlanmıştır. Bu yıl da zamanın Belediye Başkanı Tahsin Şıpka Kırkpınar Güreşleri'ni Belediye hizmetleri arasına almıştır.


Güreşlerin yapıldığı yer
Kırkpınar, Edirne’yi Ortaköy’e bağlayan 35 kilometrelik yolun üzerinde, Simavina (Samona) ile Sarı Hızır Köyleri arasında bulunan ve Balkan Savaşından sonra Yunanistan sınırlarında kalan Nazif Ağa tarlası da denilen çimenlik bir yerin adıdır. Bu alanın bir tarafı Topçu Ali Ağa’nın tarlası, bir tarafı çayırlık, bir tarafı Tikio’lu Recep Ağanın tarlası, bir tarafı Çilingiroğlu’nun sebze bahçesi ve bir tarafı da Kırklar çeşmesidir.
Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonunda Kırkpınar Güreşleri Edirne ile Mustafapaşa yolu arasındaki “Virantekke” denilen yerde düzenlenmiştir.
Güreşler, 1923 yılından itibaren Edirne’nin “Sarayiçi” denilen yöresinde yapılmaya başlanmıştır.

Osmanlı döneminde Kırkpınar Panayırı
Osmanlı Devleti döneminde yapılan Kırkpınar Panayırı, bazı yönleriyle Rumeli’nin diğer yerlerinde yapılan panayırların aynısıydı. Burada da çoğunlukla hayvan ve çeşitli eşyaların alış verişi yapılır. Kırkpınar’ı diğerlerinden ayrıcalığı, güreş, at yarışı, yaya koşusu gibi sportif faaliyetler “Ağa” tarafından düzenlenerek daha değerli ödüller verilmesidir. Panayırın süresi 4 gündür.

Kırkpınar’ın yapılmadığı yıllar
1877–1878 Osmanlı Rus Savaşı nedeniyle 1878, 1879, 1880 ve 1881 yıllarında da Kırkpınar Güreşleri yapılamadı.
Balkan Savaşı’nda Edirne, 26 Mart–10 Temmuz 1913 tarihine kadar, Bulgar işgalinde kaldı. Bu nedenle 1913 yılı güreşleri de yapılamadı. Barış antlaşmasında Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı yer, Türk sınırları dışında bırakıldığı için 1914 yılı güreşleri Edirne-Mustafa Paşa yolu üzerinde bulunan Viran- Tekke köyü ile Meriç Nehri arasındaki çayırlıkta yapıldı. Kara Emin Başpehlivanlığı kazandı.
Birinci Dünya Savaşı nedeniyle (1914–1918) ve savaştan sonra Trakya, Yunan işgalinde kaldığı için 1919, 1920, 1921 ve 1922 yıllarında Kırkpınar Güreşleri yapılamadı.
25 Kasım 1922 tarihinde, Türk Ordusu Edirne’yi Yunanlıların işgalinden kurtarıldıktan sonra Cumhuriyet döneminde ilk güreşler 30 Mayıs 1924 günü Himaye-i etfal (Çocuk Esirgeme Kurumu) yararına Sarayiçi’nde yapıldığı için 1923 yılında da Kırkpınar Güreşleri yapılamadı.

Kırkpınar yağlı güreşlerinin öğeleri

Kıspet
Ana madde: Kıspet
Yağlı güreşe çıkan her pehlivanın güreş malzemesinin başında kıspet gelir. Manda, dana veya malak derisinden yapılan kıspetin bel kısmı dört parmak genişliğinde ve kalın olur. Beli sarması için kalın bir ip geçirilen bu kısma kasnak denir. Kıspetin diz kapağının altına gelen yere paça denir. Paça ile etin arasında paçabent denilen keçe konur. Deri kısım keçenin üzerine çekilir ve üzeri sicimle sıkıca bağlanır. Sıkı bağlanmayan paçadan içeri giren parmaklar sayesinde oyun almak kolaylaşır. Güreşten sonra yağlanan kıspet zembil'e konularak saklanır.

Zembil

Ana madde: Zembil
Kıspet, zembil adı verilen ve sazdan yapılan bir torbada taşınır ve saklanır. Güreşi bırakan pehlivan, zembilini duvara asmasından belli olur.

Yağ
Güreşçiler, kavranmaları güç olsun diye yağlanırlar. Pehlivanlar, güreş meydanının uygun bir yerinde yağ ve su ile doldurulmuş kazanların etrafında yağlanırlar. Pehlivanlar önce sağ elle sol omuza, göğüse, kol ve kıspete yağ sürerler. Daha sonra sol el ile aynı işlemi tekrarlarlar. Güreşçiler bu arada birbirlerinin sırtlarını da yağlarlar. Güreş başladıktan sonra pehlivanlar çayırda dolaşan yağcılardan diledikleri zaman yağ ve su alabilirler.

Davul ve zurna
Ana madde: Davul ve zurna
Yağlı güreşin en önemli öğelerinden olan davul ve zurnada Kırkpınar’a has bir melodi bulunmaktadır. Yağlı güreşlere çalacak olan müzisyenlerin güreş ezgilerini çok iyi bilmeleri, güreşin gidişatına göre müziğin ritmini ayarlamaları gerekmektedir.

Peşrev
Ana madde: Peşrev
Güreşin başlangıcı ve güreşe hazırlıktır. Ahenkli ve mevzulu bir biçimde güreşe ısınma hareketi olarak bilinen peşrev seyircilerin göz zevkini okşamasının yanında pehlivanın moralini yükseltir. Pehlivan peşrevle, kaslarını, nefsini, kalbini ve beynini başlayacak olan güreşe hazırlar. Güreşmek üzere çayıra çıkan pehlivanlar ahenkli bir şekilde ellerini ve kollarını sallayarak peşreve başlarlar. Peşrevde üç kez ileri üç kez de geri gidişten sonra yere sol diz ile çökülerek önce sağ el yere,dize,dudağa ve alına üç defa değdirilir. Bu merasim bittikten sonra sıçrayarak “Hadi bre” pehlivan diye nara atılır. Karşılıklı gidiş ve gelişten sonra rakibin paçaları yoklanır, sırtı sıvazlanır, enseler bağlanır, eller tutuşur ve böylece güreşe girilmiş olur.

Cazgır

Ana madde: Cazgır
Yağlı güreşlerdeki tüm pehlivanları seyircilere tanıtan, onları güreşe başlatan kişidir. “Salavatçı”da denilen Cazgır, hakem heyetinin ya da kura ile eşleştirilen pehlivanların adlarını, sanlarını, güreş oyunlarındaki hünerlerini uygun mısra ve dualarla tanıtır. Bu dua yörelere göre değişir. Pehlivanlıkta olduğu gibi cazgırlıkta da usta-çırak geleneği vardır. Ünlü cazgırlar arasında, Edirne Ayşekadın Camii imamı Sadık Hoca (Atılgan), Şirin Mustafa sayılabilir. Güreşlerin başlangıcının ilk günü olan Cuma günü, tüm güreşçiler pehlivanlar mezarlığını ziyaret ettikten sonra, Selimiye Camiinde okutulan Mevlütün ardından Sarayiçi'ne gidilerek, küçük boylardan itibaren cazgırın duası ile güreşleri başlatırlar.

Hakem
Yağlı güreşin ilk zamanlarında birkaç eski pehlivan köy ağaları veya güreşlerden anlayan birkaç kişi kurallara aykırı iş yapılmasın diye güreş meydanının bir köşesine oturur güreşleri kontrol ederlerdi. Bugün ise kuralları uygulayan hakem heyetleri oluşturulmuştur.

Başpehlivan

Ana madde: Başpehlivan
Kırkpınar’ın en büyük ödülünü alan ve başpehlivan güreşlerinde birinci olan güreşçidir. Bu ünvanı elde eden pehlivan 1 yıl için Türkiye’nin başpehlivanı olur ve altın kemer ile ödüllendirilir. Arka arkaya üç yıl başpehlivanlığı kazanan güreşçi, altın kemerin de sahibi olur.

Kırkpınar ağası
Ana madde: Kırkpınar ağası
Kırkpınar güreşlerinin en temel öğelerinden biri ağalık müessesesidir. Önceleri pehlivanları güreşe çağıran, yarışmaları düzenleyen, gelen konukları ağırlayan, yemek ve yatacak yerlerini temin eden, örf ve adetlere uygun olarak güreşlerin yapılmasını sağlayan, ödüller veren Kırkpınar Ağaları idi... Ancak şimdi “Kırkpınar Ağası”, saydığımız bu faaliyetlerin hepsini karşılayamadığından ve bir etkinlik çerçevesine toplandığından, masrafların büyük bir çoğunluğu Belediyelerce karşılanmaktadır.

Altın kemer
Ana madde: Altın kemer
Kırkpınar başpehlivanına verilen, Kırkpınar’ın en büyük ödülüdür. Kırkpınar’da başpehlivan olan güreşçi 1 yıl süreyle altın kemerin sahibi olur. Ancak aralıksız üç yıl arka arkaya başpehlivan olan güreşçi altın kemerin sürekli sahibi olur. Zamanımızda Altın Kemer’ler Belediyelerce yaptırılmaktadır.

Kırmızı dipli mum
Kırkpınar’ın davet simgesi “Kırmızı Dipli Mum”dur. Eskiden şehir ve köylerdeki kahvelere “Kırmızı Dipli Mum”lar asılarak, oradaki halk Kırkpınar'a davet edilirdi. Diğer bir deyişle davet için sadece “Kırmızı Dipli Mum” kullanılırdı.

Kırkpınar duası
Evliya Çelebi’nin aktardığına göre güreşlerde şu dua okunurdu:
“Allah Allah, Hoca-i âlem, Seyyid-i kâinat ve Mu’ciz-i mevcudat, Pür kemal cemal, Muhammed Mustafa’ya salâvat Engürü’de er yatar, Rum’da Mehmed Buhari Sarı Saltuk, Ton giyer,

Kırkpınar başpehlivanları
Ana madde: Kırkpınar başpehlivanları
Her yıl Haziran ayında gerçekleştirilen geleneksel Kırkpınar Yağlı Güreşleri, 2007 yılında 646. kez yapıldı. 2007 yılı başpehlivanı Recep Kara oldu.